TBMM Genel Kurulu’nda, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi ile AKP’nin kültür ve sanata dair bakışı hakkında söz alan CHP Bursa Milletvekili ve Parti Meclis Üyesi Sena Kaleli, hükümete yüklendi.
TBMM Genel Kurul konuşmasında AKP’nin uygulamış olduğu politikaları eleştiren Kaleli: “12 yıldır AKP hükümetlerinin kendi algılarına ters gelen her alandaki baskıcı, sansürcü, etkisizleştirici, sindirmeci politikalarından, sanat ve sanatçılar da nasibini almıştır. Mesele sadece dil değil, harftir, kültürdür” dedi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) görüşlerini aktarmak üzere söz alan CHP Bursa Milletvekili ve Parti Meclis Üyesi Sena Kaleli, AKP’nin kültür ve sanata olan yaklaşımı konusunda sert eleştirilerde bulundu.
12 yıldır, AKP hükümetlerinin kendi algılarına ters gelen her alandaki baskıcı, sansürcü, etkisizleştirici, sindirmeci politikalarından, sanatın ve sanatçıların da nasibini aldığını vurgulayan Kaleli, 11 kişilik kurulla, sanat kurumlarının etkinliği ve yönetiminin siyasi iktidara bağlanmakta olduğunu, kültür ve sanatın politik ranta kurban edilmeye çalışıldığını ifade etti.
Gelişmiş toplumların dinamosunun, özgün ve özgür kültür ile sanat olduğunun altını çizen Kaleli, ülkemizde kültür ve sanatın var olma sorunu olmadığını, aksine yok edilme sorunu olduğunu belirterek, “Mesele sadece dil değil, harftir, kültürdür” dedi.
Sena Kaleli’nin TBMM Genel Kurulu’nda yapmış olduğu konuşmada, şu ifadeler yer alıyor:
Sayın Başkan,
Değerli Milletvekilleri;
Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin görüşlerini aktarmak üzere söz aldım.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, geçen hafta kaybettiğimiz ilk kültür bakanımız Sayın Talat Halman’a Allah’tan rahmet diliyorum.
Değerli Milletvekilleri;
Toplumu dizayn etmek isteyenler iktidarlarını korumak için kültür, sanat ve yaşamın her alanına müdahale ederler.
Totaliter rejimlerde bu müdahale; baskıya, tehdide, şantaja ve sansüre dönüşür.
“Sanat ve kültür faaliyetleri, milli, manevi değerlerimize, milletin hassasiyetlerine ters düşmemelidir” söylemi, bütün totaliter rejimlerin en önemli reçetesidir.
Örneğin Hitler Almanya’sı; Musevi olmasalar da, tüm sanat – edebiyat ve estetik dünyasının sürgün yıllarıdır.
Bunlardan biri olan Prof. Bonatz da, tescil belgeli binalar yapan rahmetli babam Mehmet Gülez’in İTÜ’de mimari hocasıdır.
Öte yandan tüm diktatörler, hükmettikleri topraklarda binalar, anıtlar, saraylar gibi fiziksel, manevi ve kalıcı eserlerle hem kendi halkına hem de dünyaya güç ve gözdağı mesajı vermeye çalışırlar.
Tıpkı ülkemizde olduğu gibi.
12 yıldır AKP hükümetlerinin kendi algılarına ters gelen her alandaki baskıcı, sansürcü, etkisizleştirici, sindirmeci politikalarından, sanat ve sanatçılar da nasibini almıştır.
Yeniden yapılandırma süreciyle, TÜSAK’a devredilmek istenen Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi ile Güzel Sanatlar Genel Müdürlükleri lağvedilerek,
11 kişilik kurulla sanat kurumlarının etkinliği ve yönetimi siyasi iktidara bağlanmakta, kültür ve sanat politik ranta kurban edilmeye çalışılmaktadır.
TÜSAK’la sanatı kontrol altına alırken, TÜRSAB’ta neler oluyor?
Denetim yapılıyor mu?
Sayın Milletvekilleri;
Gelişmiş toplumların dinamosu özgün ve özgür kültür, sanattır.
Reforme edilmemiş muhafazakarlık, sanatı beslemez.
Federal Almanya’nın ilk Şansölyesi Konrad Adenauer; “Kalkınmanızı ve ekonomik mucizenizi neye borçlusunuz sorusuna “Tiyatro” demiştir.
Almanya’da ve bütün Avrupa’da 2. Dünya savaşından sonra ilk onarılan binalar tiyatro ve opera binalarıdır.
Ülkemiz de ise ne yazık ki, artık tiyatro sahnelerinde ata sporumuz olan güreş tutacağız.
Akün ve Şinasi gibi sanat bellekleri, pazarlanabilir sanat anlayışına kurban edilmektedir.
Kendi zihinsel şablonlarına uygun sanatçıları olmayan AKP, piyasası olan sanatçılarla algı operasyonu yürütmekte, vitrin oluşturarak kendini meşrulaştırmaya çalışmaktadır.
Sayın bakanın da bildiği gibi Gramsci’ye göre hegemonya yaratmanın güç momenti kültür, kitle iletişim araçları ve sivil toplumdur.
Bu arada Hitler’den bahsettik, Mussolini’nin de hatırı kalmasın.
Mussolini der ki; “İtalya’yı kurduk, şimdi sıra İtalyanları yaratmakta.”
AKP’de diyor ki; “Yeni Türkiye’yi kurduk, şimdi sıra yeni Türkiyelileri yaratmakta.”
Bu anlamda Hitler ve Mussolini’nin varisliğini üstlenen AKP, ülkeyi kültür alanında bir çöküş sürecine sokmuştur.
Milli Eğitim politikalarıyla da, çoğulcu kültür ve Cumhuriyet devrimlerine aykırı bir şekilde, saray dili ve cinsiyet ayrıştırıcı anlayışa zemin hazırlanmaktadır.
Mesele sadece dil değil, harftir, kültürdür.
Hazır yeri gelmişken sorayım,
Sayın bakan; “Galat – ı meşhur mu, Lugat – ı Fasih mi?
Hangisi evladır.
Değerli Milletvekilleri;
Bir yandan muhafazakar anlayış, diğer yandan modern yaşam tercihiyle, kültürel kodlar değişmeden, akıl, bilim, sanat, estetik, doğa, çevre duyarlılığıyla alternatif bir kültür yaratmadığınız ve bu yaşamı besleyemediğinizde,
Herkesi marjinal, solcu, terörist, feminist, hain, şerefsiz, işbirlikçi olmakla suçlar, tepkileri anlamaz, darbeci olmakla itham edersiniz.
Toplumsal sorunları kamuoyundan gizleyeceksiniz, yolsuzluğu kovuşturmayacak, meşrulaştıracaksınız,
Toplu gösteriye müdahale edecek, gücünüzü ölümle göstereceksiniz,
Sanatçıyı ülkesinden kaçıracak, eserleri repertuardan kaldırtacaksınız,
Enerji ve yapılaşma rantı uğruna doğayı ve turizmi yok edeceksiniz,
Dinleme, izleme yetmeyecek, sosyal medya hesaplarını takibe alacaksınız.
Makbul şüpheli olarak, herkesi makul şüpheli hale getireceksiniz,
Sanatın içine tükürecek, heykellere put muamelesi yapacaksınız.
Vesayeti kaldıracağım derken başka vesayetler yaratacaksınız,
Çoğunluğunuza güvenip yarattığınız hegemonik bloktan aldığınız güçle yasaları değiştirerek, reformun reformuyla bir şeyleri örtmeye çalışacak, sorumluluktan kaçacaksınız,
Her daim mağdur edebiyatıyla güç tahkim ederek darbe yasa ve kurumlarını işinize geldiği gibi kullanmaya devam edeceksiniz,
Çelişki ve çifte standarttan kurtulamadığınız gibi eleştirdiklerinizin beterini yapıp, hegemonyanızı diktatörlük boyutuna taşıyacaksınız,
Halkı kültür ve sanatla besleyemediğiniz gibi, dolu olduğunu iddia ettiğiniz hazine ve rezervlerden mahrum bırakacak, kendinize ve yandaşlarınıza yarar sağlayacaksınız,
Panislamist, emperyalist ve paleontolojik bir anlayışla Ortadoğu’yu karıştıracaksınız,
Basın özgürlüğünü ortadan kaldıracaksınız,
Seher vakti operasyonlarıyla Türkiye’nin itibarını sarsacaksınız,
Ve bunları yaparken demokrat olduğunuzu iddia edip, kurduğunuz düzene de Yeni Türkiye diyeceksiniz!
Sizin bu yeni Türkiye’niz, birlikte yaşama iradesini ortadan kaldıran, kendinize göre ideal vatandaş yaratmaya yönelik devlet eliyle yürütülen karşı kültür devrimidir.
Asıl amacınız; sorgulamayan, araştırmayan, düşünmeyen, üretmeyen, itaat eden yani kısaca ruhunu kaybeden biçimlendirilmiş insanlardan oluşan bir toplum yaratmaktır.
Bu müdahaleler, insanlığa ve inanca ihanet olduğu gibi, böyle bir toplumda gelişme de bekleyemezsiniz.
Sayın Bakan;
Kültür ve sanatın var olma sorunu yoktur, yok edilme sorunu vardır…
Gölge etmeyin yeter.
Saygılarımla.