2014.01.10 18:34 Son Güncellenme: 2014.01.10 18:34 - GÜNDEM
***
2013 Aralık ayının ilk günleri. Dünya, Güney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela’nın yasını tutuyor. Cenaze töreninde ABD Başkanı Barack Obama ve Güney Afrika Devlet Başkanı Jacob Zuma’nın konuşmaları işitme engelliler için işaret diline de çevriliyor. Bu prestijli görev, daha önce de benzer birkaç programda çevirmenlik yapan Thamsonga Jontile’ye verilmiş. Bu görevlendirme “çeviri firmasının” önerisi ve engellilerden sorumlu bakan yardımcısının onayı ile gerçekleşmiş. Çeviri yapıyorum diye “hiçbir anlam ifade etmeyen el kol hareketleri yapan” bir gün sonraki gazetelerde “Mandela’nın cenaze törenindeki çevirmen şizofrenmiş” diye manşet olan Jontile, şimdi bir akıl hastanesinde tedavi görüyor. Cenaze törenini ben de canlı yayında izlemiştim. Söylenenleri anlamaya çalışmıştım. Bir şeyler de anlamadım değil, ama asıl önemli olan duyma engelliler ne anladılar?***
İlgi alanı “otizmli çocuklar” olan “sözde psikolog” Murat A. bir ihbar sonucu Ankara’da yakayı ele vermiş. Murat A. Hacettepe Üniversitesinden Psikoloji diploması, ODTÜ’den yüksek lisans diploması, Uluslararası Kurul adına da doçentlik belgelerini sahte olarak düzenlemiş. Ankara’da ilk ve orta dereceli okullarda “Çocuklarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite” konusunda seminerler, Erzurum’da da “Öfke Kontrolü” konferansları vermiş. Doçent unvanlı doktor, tabipler odasına kayıt yaptırmayı ihmal etmeseydi, 4 Kasım 2013’ten sonra da meslek yaşamına devam edecekti. Ankaralı “doktor” gibi, BBC’deki “uzman” konuk da, Güney Afrika’daki “çevirmen” de birçok kimseye inandırıcı gelmişler. Şansları biraz yaver gitse ve foyaları ortaya çıkmasaydı, mesleklerini yıllarca icra edebilirlerdi. Üç hikâyenin kahramanlarının üçü de zeki, kurnaz ve art niyetliler. Kendi menfaatleri için bireyi ve toplumu yanıltabiliyorlar. Yaptıkları yanlışları kitlelerin önünde ve herhangi bir suçluluk duygusuna kapılmaksızın övünerek yapıyorlar. ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir, basın açıklamasıyla, bu üç garip hadiseye 4. bir halka eklemiş. Başkan üniversite giriş sınavındaki “Eğitim Gerçekliğinin” fotoğrafını çekmiş. İlk üç olayla eğitimcilerin durumu arasında, ( geçmişte birkaç haftada mektupla öğretmen diploması verilmesi gibi) benzeşen noktalar olmakla beraber, ayrıştıkları yerlerde var. Önceki 3 fotoğrafta şahıslar, sahte ve art niyetliler. 4. olayın aktörleri öğretmenler ise gerçek kişiler ve iyi niyetliler. Görevlerini yapmak için yoğun çaba içindeler. Temel sorun, yaptıkları çalışmanın bir türlü “ürüne” dönüşmemesi!***
ÖSYM yetkililerinin yaptığı resmi açıklamalara göre 2012’de üniversite sınavına başvuran 1 milyon 938 bin adaydan; 189 bin 410 aday, en az bir puan türünden sıfır çekti. Bu oran liselilerin onda birine karşılık geliyor. ÖSYM’nin ilan ettiği resmi verilere göre, 2010’da 14.156 öğrenci, 2011’de 39.269 öğrenci, 2012’de 50.805 öğrenci puanları 0,5’ten küçük olduğu için hesaplanmaya değer bulunmadı. Yani sıfır aldılar. Bundan daha kötüsü de var. Mezun olduğu lisenin diploma notuyla okul birincisi olmasına rağmen hiçbir yere yerleşemeyen binlerce aday var. Bu korkunç durum öğretmenliğe başladığım 1980’li yıllardan beri devam ediyor. Üzülmemek elde değil… Bir lise düşünün ki, mezunlarının en iyisi, okulunun birincisi olan öğrencileri barajı aşamıyor, yok sayılıyor. Böyle bir durumda akla ilk gelen, yetkililerin yüzlerce arama konferansı, çalıştaylar, sempozyumlar yaparak çare arayışında olmalarıdır, değil mi? Ama öyle olmadığını 2013 sınav sonuçları açıklanırken şaşkınlıkla gördük. “ 02.07.2013 tarihinde ÖSYM Başkanı Ali Demir tarafından yapılan bilgilendirme toplantısında kamuoyunda en fazla tartışılan ‘sıfırcı’ların açıklamasına yer verilmedi.” Çare olarak kaç kişinin sıfır çektiğinin gizlenmesi düşünülmüş. Sözün özü; yanlışlar, günahlar halının altına süpürülerek sorun çözülmüş. ÖSYM Başkanı Prof.Dr. Ali Demir bu basın açıklamasının bir yerlerinde, “matematik, geometri, fizik testlerindeki genel başarı ortalamasında istikrarlı düşüşün devam ettiğini, bunun da “acı” bir durum olduğunu” belirtmeden geçememiş. Doğru söze ne denir?