'Kastettiğim bu gazeteyi de korumaya dönük'
2015.01.17 07:53
Son Güncellenme: 2015.01.17 07:53
-
GÜNDEM
Davutoğlu,'Bu ülkenin değerleriyle ilgili sorumluluk üstlenmiş bir başbakan olarak ta tutumum budur. Birisi benim hiç benimsemediğim bir başka dine de hakaret etse aynı tavrı alırdım' dedi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Cumhuriyet gazetesi ile ilgili eleştirilere ilişkin, “Başbakan tahrik ediyor diye saptırma var kendi yaptıkları tahriki göz ardı ederek. Ben Brüksel’e ayrılırken dün bu yayın dolayısıyla güvenlik tedbiri alınması gerekiyorsa ki alınması gerekir kastettiğim tamamen bu gazeteyi de korumaya dönük. Onlarda gazetenin sanki yayınına dönük güvenlik tedbiriymiş gibi yansıttılar” dedi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, NTV-Star ortak yayınında Oğuz Haksever'in sorularını yanıtladı. Davutoğlu, Cumhuriyet gazetesine açılan soruşturmadan, son günlerin sıcak gündemi Cizre olaylarına varana dek birçok konu hakkında açıklamada bulundu. Davutoğlu, “Paris’teki olayların Türkiye'ye yansıması. Cumhuriyet gazetesinin bazı karikatürleri gazetesinde yayınlaması, bunun duyulması üzerine gazeteleri taşıyan kamyonların durdurulması çok eleştirildi. Sizin de Hz. Muhammed’e hakaret ettirmeyiz sözünüz var. Polisin tavrını tasvip ettiğiniz anlamına gelirse bu ne kadar doğru olur? Bir de başka konularda da müdahaleler olur mu?” sorusu üzerine şu şekilde yanıt verdi:
“Öncelikle hepimiz bu tür olaylarda dikkatle hareket etmemiz lazım. Hangi ilkeleri öne çıkarıyorsak o ilkelere önem verip diğerleri göz ardı etmememiz lazım. Bu tür durumlarda bir dengesizlik doğuyor. Hükümet olarak veya şahsen pozisyonum çok açık ve net. Her ne suretle olursa olsun masum insanlara yönelik eylemin ki orada polisler yine Müslüman olan biride öldürüldü. Terör her zaman karşı çıkmamız gereken bir konu. Orada dünya liderleri ile birlikte yürüyerek bu konudaki ilkeyi öne çıkardık ve benimsediğimizi gösterdik. Orada olmasaydık ne tür eleştirilerle karşı kaşıya kalabilirdik içerde ve dışarıda tahmin edersiniz. Ama eleştirilerden kaçındığım için değil doğru bulduğum için gittim. Başka bir ilke söz konusu olduğunda onu da aynı duruşla savunuruz. O da fikri özgürlüğü ile hakaret arasındaki ince çizgi. Akademik hayatımda çok sert İslam eleştirileri ile çok sert Türkiye eleştirileri ile karşılaştım ama onlara karşılık verdim aklımdan şiddet kullanmak geçmedi. Ama eleştiriyi aşıp hakarete vardığı zaman orada çizgi geçiliyor.”
Başbakan Davutoğlu, “Herkesin kişisel onuru gibi kişisel onurunu gibi saygın gördüğü hususlar var. Türkiye’de maalesef bir gazetemizin tam bir duyarsızlık ile böyle bir hakaret ifade edecek, kapak ve iki yazar ve burada tabiri caizse bir hile var. O gece bana haber geldiğinde arkadaşların bazıları temas kurdu gazete ile bunun hassasiyeti anlatılmaya çalışıldı. Sadece fikri özgürlüğü hassasiyeti değil güvenlik hassasiyeti de. Dünyada öylesine tansiyon yüksekliği var ki bu ülkemizi de etkiliyor. İlkesel olarak ben kimseye hakaret etmedim kimse de benim saygı duyduğum birine hakaret etmesine izin vermem. Eğer birisi benim hiç benimsemediğim bir başka dine de hakaret etse aynı tavrı alırdım. Veya yine bir şekilde siyasi muhalefet liderlerimden birisine küfredilse ben onlar kadar haklarını savunurum” dedi.
"HAKARET EDİLMESİNE İZİN VERMEYİZ"
“1,5 milyar insanın inandığım ve hepimizin onurunu kendi onurumuzdan aziz, şahsiyet olarak ulviliğini kendi varoluşumuzdan yüksek gördüğümüz bir şahsiyetle ilgili hakaret edilmesine izin veremeyiz” diyen Başbakan Davutoğlu, “Talebimizde saygıdır. Herkes eleştirebilir saygı duyarız ve savunuruz. Ateist olabilirsiniz inanmayabilirsiniz orada da herkes serbesttir. Ama hakaret konusunda özgürlük dediğiniz de o zaman başkalarının da sizin önem verdiğiniz şeylere hakaret etmeye başlar ki orada artık insani ve medeni birlikte yaşama şeyi ortadan kalkar” diye konuştu.
Davutoğlu, “Bu gazetemizin dünkü şeyini görünce, bir de saptırma var başbakan tahrik ediyor diye saptırma var kendi yaptıkları tahriki göz ardı ederek. Ben Brüksel’e ayrılırken dün bu yayın dolayısıyla güvenlik tedbiri alınması gerekiyorsa ki alınması gerekir kastettiğim tamamen bu gazeteyi de korumaya dönük. Onlarda gazetenin sanki yayınına dönük güvenlik tedbiriymiş gibi yansıttılar” dedi.
“ÜÇ İLKEYİ VURGULADIM, TERÖRE KARŞIYIZ, HAKARETE KARŞIYIZ
Davutoğlu, “Üç ilkeyi vurguladım, teröre karşıyız, hakarete karşıyız, bu ülkenin başbakanı olarak da ismini zikretmek istemiyorum o gazeteyi korumak gerektiğinde de onun da gereğini yaparız dedim. Ama maalesef sanki bir gerilimin parçasıymış gibi yapmak son derece yanlış bir tutum. Bu ilkelerde ben bir çelişki de görmüyorum. Yayın aşamasına kadar bir müdahale olmuyor ama dağıtılma aşamasına gelindiğinde toplumsal gerginliği engellemek bakımından herkesin sorumlulukları var ve gereği yapıldı” diye konuştu.
Program sunucusu Haksever’in ‘Bu bağlamda Avrupa Parlamentosu da karar tasarısını onayladı. İddia medyaya yönelik baskı var bunlara son verin’ söylemi üzerine Davutoğlu, “Uluslararası alanda belli çevrelerin yürüttüğü çalışmalara çok çarpıcı bir örnek. Sanılır ki Türk başbakan Brüksel’e gittiği zaman Avrupa Birliği yetkilileri savcı edasıyla sanık koltuğuna oturturlar ve soru sormaya başlarlar. Yaptığımız görüşmelerde Türkiye’de basın özgürlüğü konusu açılması. Bittikten sonra toplantı o gün aynı saatlerde Avrupa Parlamentosu’nun bu kararı çıkmıştı. Ben sadece Türkiye’deki basın özgürlüğü ile ilgili bilginiz ne kadar diye sordum. Kaç gazeteci tutukludur? Orada oyu verenler bundan haberleri yoktur. En büyük dünya gazetecilik örgütü Türkiye'ye Ekim ayında geldi Adalet Bakanlığımız görüştü kendileriyle tutuklu gazetecilerin listesi istendi kendilerinden ve 10 isim verdiler.
Bunların 3’ü daha önce salınmıştı. Geri kalan 7 gazetecinin tek tek ne zaman tutuklandıkları ve suçlarla tutuklandıkları izah ettim. Birisi silah bulundurmaktan, banka soygunculuğundan hemen hemen hepsi bizim iktidarlarımızdan önce ve tümü de şiddet kullanmak suretiyle yapılan suçlar dolayısıyla. Ama dışarıda öyle bir algı oluşuyor ki sanki onlarca yüzlerce gazeteci tutuklu. Türkiye’de 7 bin basın yayın organı var, 1500’e yakın köşe yazarı var, 258 kanal var, 193 uydu kanalı var. En çok satan 5 gazetenin 4’ü hükümete muhalif gazeteler. 4 buçuk aydır başbakanım ben, bir kişi çıksın desin ki şöyle bir haber sebebiyle baskıya uğradık” dedi.
Başbakan Davutoğlu, “Sayın cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde bütün bu gazeteler bu çizgilerini sürdürdüler. En sert muhalefetle kendi mesleklerini icra ediyorlar. Bu gazete ve bir başka gazete benim İstanbul’daki kendi şahsi siyasete girmeden önce aldığım yıllarca yavaş yavaş yaptırıp oturduğum içinde kitaplarımın olduğu bir evim var. O evin yanında da bir başka büyük site var. O sitenin içinde benim için helikopterin inmesi için ağaçlar kesilerek bir alan açıldığı iddiası ile bir sayfalık bir haber verildi. Benim ne pistten haberim var, ne o siteyle bir alakam var, ne helikopterim oraya inmiş, başbakanlık helikopteri sadece buraya iner” diye konuştu.
"SAYGI DUYULAN SEMBOLLERE HAKARET ETMEYELİM"
“Bugün mahkeme tazminata mahkum etti. Bu kadar sorumsuzca yayın yapılacak yine de hukuki yoldan başka bir yola başvurulmadı” diyen Davutoğlu,
“Dışarı da öyle bir algı oluşuyor ki basına baskı var algısı Avrupa Parlamentosu’nun kararının olduğu gün ben bunları sordum Brüksel’de muhatapların bunlardan bihaberler. Biz bu anlamda bir akademisyen olarak hayatta en önem verdiğim şet fikir özgürlüğüdür. Eleştirilmekten çekinmem ama insan onuruna yönelik hakarete tahammül özgürlük değildir. İşte burada çizgi çok net. Bana bir gazeteci gazetecilik faaliyetim dolayısıyla Türkiye'de şu baskı altında kaldım desin. Ahmet Şık, Nedim Sever şeyleri vardır onların da bugün kendilerini hukuka bürokrasiye sızmış çeteler tarafından nasıl mağdur edildiğini şimdi görüyoruz. Bizim bütün meselemiz artık ülke olarak belli standartlarda anlaşmamız. Eleştirelim ama hakaret etmeyelim. İnsanların saygı duyduğu kişilere sembollere hakaret etmeyelim” dedi.
Oğuz Haksever’in, ‘Bu arada İsrail başbakanıyla bir tartışma söz konusu. Oradan sert yanıtlar var. Ve ABD’den İsrail yanında algılanabilecek dışişleri sözcüsünün açıklamalar var’ şeklindeki hatırlatması üzerine Davutoğlu şu şekilde yanıt verdi:
“Bir kere çarpıcı olan husus şu; insan canı kıymetli ise insan hayatı en temel bir ilke ise bu hayat hakkını ister birileri bireysel terörle yok etsin, isterse birileri de devlet aygıtını terör aracı gibi kullanarak yok etsin aynı ölçüde herkesin karşı çıkması lazım. Paris’te ölenlere taziye dileklerimizi ilettik ve dayanışma gösterdik. Ama şimdi bizimde hani burada dini bir kimlik anlamında söylemiyorum, konu Müslümanlık ile ilgili olduğu için söylüyorum. Müslümanlarında, Filistinlilerin de, Orta Doğulularında, Asyalılarında Afrikalılarında aynı dayanışmayı görmeyi talep etmek haklarıdır. Gazze’de bu yaz yaşanılanlar ortada. Şimdi biz yüzlerce Filistinli yaralıları (ülkemize) getirmiş ve orada bir (yaralı) kızımızı Afyon’da ziyaret ettim. Gözleri kapalı geldi. Nedir bu kızın suçu? Ne suç işledi? Binlerce yıl atalarının orada yaşıyor olmak dışında ne suçu var o kızın. Ben Gazze’ye gittiğimde havadan bombalanırken orada hastaneye gittiğimde babayla sarıldığımda Gazze’de yaşamanın ne demek olduğunu anladım. O baba ve kızının ne suçu var? Şimdi bütün bunları örteceksiniz ve sonra Paris’te arzı endam edip barış için yürüyeceksiniz. Bu ikiyüzlülüğe bizim tepki göstermemiz son derece normaldir. Ha birileri de bizim varlığımızdan rahatsızlık duymuş iseler onlara da cevap hakkımız doğar. Biz insanlık onuru neyi gerektiriyorsa ve bu toprakların çocukları olarak neyi gerektiriyorsa onu yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Bunun içinde Netenyahu’dan izin alacak değiliz.”
Davutoğlu, 18 Şubat’ta 2015’te yapılacak dayanışma zirvesine ilişkin ise “Uluslararası teröre karşı dayanışma ve mücadele anlamında bizim tutumumuz açıktır. İlgili bakanlıklarımızla orada bulunacağız” dedi.
ÖSYM’NİN KPSS SINAVLARINI İNCELEME KARARI
ÖSYM’nin KPSS sınavları üzerindeki inceleme kararı sorulan Davutoğlu, “En büyük ahlaki kriter sınavların objektif şartlarda yapılmasıdır. Çünkü bir kişiden hırsızlık yaparsanız bir kişiyi ilgilendirir ama örneğin vergi kaçakçılığı 77 milyonun hakkını gasp etmek demektir. KPSS gibi sınavda yapılan bir haksızlık, yapılan bir yolsuzluk o sınava giren herkesin hukukunu gasp etmek anlamına gelir. Bu çok vahim bir şeydir. Onun için geçtiğimiz haftalarda Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanıma açık bir talimatım oldu. Varsa böyle bir şey çok acımasız şekilde üstüne gideceksiniz. Bu konuda bazı çalışmalar yürütüldü, bazı bilgiler aldık ve bütün bu veriler üzerinde bu araştırma derinleştirilecek. Hiçbir şekilde vatandaşlarımız arasında hangi siyasi görüşe, hangi kanaate neye sahip olursa olsun, T.C vatandaşları arasında girilen bir sınavda bir tarafın lehine diğer tarafın aleyhine bir durum çıkmışsa bunun hesabını sormak bizim ahlaki bir vecibedir” dedi.
“AHLAKİ HÜKÜM VERMEK GEREKİRSE BU EN BÜYÜK SUÇTUR”
Bir haksızlık karşısında memuriyetlerin geri alınıp alınmayacağı sorusu üzerine Davutoğlu, “Varsa bir yolsuzluk ve yolsuzluk yaptıkları tespit edilmişse, yani bir sınavda en altta ama diğer bir sınavda yüzde yüz ise haklı olarak şüphelenir ve bakarız. Şimdi gerekirse bütün bu sınavların bütün grafikleri çıkartılır. Eğer bir şey tespit edilirse bunun gereği yapılır. Böyle bir haksızlığa tevessül edilmişse bunlar kim olursa olsun haklarında gereken yapılması bir hukuk devletinin bir zarureti. Ahlaki hüküm vermek gerekirse bu en büyük suçtur, en büyük haksızlıktır. Bu konuda gerekli incelemeler yapılacak. Benim için bu affedilmez bir suçtur. Kim olursa olsun. Bir hoca kendi çocuğu ile talebesi arasında bir ayırım yapıyorsa o hoca değildir. Bir devlet önüne gelen memurda şu benim bölgemden, şu benim etkin kökenimden, şu benim mezhebimden, şu benim siyasi görüşümden diye bir ayırım yapıyorsa o devlet objektifliğini kaybeder” diye konuştu.