Her yıl 1 milyon kişi ayağını kaybediyor!
2014.05.11 22:03
Son Güncellenme: 2014.05.11 22:03
-
GÜNDEM
Türkiye'de yaklaşık 7 milyon insanda diyabet hastası. Bu kişilerin 5'te birinde ise diyabetik ayak yarası gelişiyor, bunların da yarıdan fazlasının enfeksiyonu bulunuyor.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Neşe Saltoğlu, diyabetik ayak ülserlerinin hem hasta hem de sağlık bakım sistemleri için ciddi sonuçlara yol açan önemli bir sorun olduğunu vurgulayarak; "Tüm dünyada her yıl 1 milyon kişi diyabetin komplikasyonları nedeni ile ayağını kaybetmektedir., Ayak lezyonlarının görülmesi bölgeden bölgeye, sosyo -ekonomik farklılıklara, ayak bakımı standartları, kaliteli ayakkabı giyme gibi faktörlere bağlı olarak değişebilir. Gelişmiş ülkelerde diyabeti olan her 6 hastadan birinde yaşam süresinde ülser gelişebilecektir. Gelişmekte olan ülkelerde ayak sorunları bundan çok daha fazladır. Ayak yarası gelişen hastaların yarısında ayak infeksiyonu ortaya çıkabilmektedir" dedi.
Prof.Dr. Neşe Saltoğlu diyabetik ayağa pek çok faktörün zemin hazırladığını ifade ederek şu bilgileri paylaştı;
“Diyabetli hastalarda yıllar içerisinde ortaya çıkan ayak yapısında bozulmalar, ayakta duyu bozuklukları ve işlev bozuklukları, ciltte kuruluklar, ayak parmaklarında ve tırnaklarda mantar enfeksiyonları, uygun ayak bakımının yapılmaması, uygun olmayan ayakkabı giyilmesi, travmalar (çarpma ya da yanıklar, ayakkabının vurması, ayağı çarpmalar), kontrolsüz diyabet, damar tıkanıklıkları, ayakta yaraların açılmasına neden olmaktadır. Ayakta yaralanmalar, kronik ülserler, derinin bütünlüğünün bozulması mikropların yerleşmesi için bir giriş kapısı oluşturur.
İlk yaklaşım aile hekimleri tarafından yapılmalı, ayak bakımı konusunda hastalar bilgilendirilmelidir. Ayakta yara açılır açılmaz hasta aile hekimine başvurmalıdır. Yaranın iyileşmediği, enfeksiyonun geliştiği durumlarda akut ya da süreğen yaralarda enfeksiyonun hızlı tedavisi gerekmektedir. Enfeksiyon hastalıkları bu nedenlerle hastanın tedavisine katılmaktadır. Özellikle kronik, şiddetli deri ve yumuşak doku infeksiyonlu hastada çok disiplinle ortak çalışmanın hastanın yararına olduğu bilinmekte, ayaklar bu sayede amputasyondan korunabilmektedir. Enfeksiyon hastalıkları bu nedenlerle diyabet bilim dalı, plastik cerrahi, ortopedi, damar cerrahi, genel cerrahi gibi bilim dalları ile birlikte çalışmaktadır. Ayrıca radyoloji, hiperbarik tıp, nükleer tıp, dermatoloji, nöroloji bilim dalları ile de hasta ile ilgili konsültasyonlar yapılmaktadır. Diyabetik ayak bakım hemşiresi de bu ekibin önemli üyesidir.”
DİYABETİK AYAK YARASI ERKEKLERDE DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR…
Prof.Dr. Neşe Saltoğlu, uzun yıllardır diyabeti olanlar, diyabeti kontrol altında olmayanlar, ayak deformitesi olanlar, kilosu fazla olanların diyabetik ayak yarası açısından risk altında olduğunu vurguladı. ''Sık ayak ülseri olanlar, ayak ülseri 30 günden fazladır iyileşmeyenler, travma sonucu ayakta yara açılanlar, ayakta periferik damar hastalığı olanlar, ayakta duyu kaybı olanlar, böbrek yetmezliği olanlar ayak infeksiyonu gelişmesi açısından ayrıca riske sahiptir. Ayak yaraları erkek hastalarda kadınlardan fazla görülmektedir. ''
Prof.Dr. Saltoğlu, diyabet hastalarının her gün düzenli olarak ayaklarını kontrol etmeleri gerektiğini ifade ederek; “Ayak yaralarının önlenmesi için ayak temizliği günlük yapılmalı, ayak temiz tutulmalı,(yıkanmalı, kurulanmalı,) ciltte kuruluk önlenmeli, ayak tırnakları düz kesilmeli, parmak araları ıslak kalmamalıdır. Tırnak ve ayak parmaklarında mantar enfeksiyonları hemen tedavi edilmelidir. Oluşan bir yaraya erken müdahale edilmelidir. Uygun ayakkabı giyilmeli, ayağı tahriş etmeyen, vurmayan, ayak yapısını bozmayan, kişinin ayağına özel yapılmış deri ayakkabı tercih edilmelidir. Duyu kusuru olan bu hastalar yanıklardan (sıcak su torbası, ısıtıcılara direkt temastan v.b) ve travmalardan korunmalıdır” tavsiyelerini paylaştı.
Prof.Dr. Neşe Saltoğlu diyabetik ayakların kurtarılamadığı durumları şöyle açıkladı;
"Hastada orta ve arka ayakta oluşan yaraların, şiddetli, genişliği ve derinliği fazla yaraların, kötü kokulu, akıntılı yaraların, ateş, genel durum bozukluğu gibi sistemik bulguların olduğu yaraların kontrolü daha güçtür. Hastaların duyu kaybı nedeni ile travmadan ayağı koruyamamaları ülser gelişmesini kolaylaştırır. Dahası hastaların ayak istirahatini sağlamak yerine yara olan ayağının üzerine basmaları yara iyileşmesini geciktirir. Yara iyileşmesi gecikmiş, kemiğe kadar ulaşmış, nekrozu olan, gangrenöz yaraların, ciddi damar tıkanıklığı olan, tıbbi ve cerrahi yaklaşıma rağmen tedaviye yanıt alınamayan, hastanın yaşamını etkileyecek kadar şiddetli hastalarda ampütasyon son seçenek olarak ortaya çıkmaktadır."