Son Dakika
22 Ocak 2017 Pazar

Bursa evliyalarından Davud-i Halveti efendi Hazretleri

Osmanlılar zamânında Mudurnu’da yetişen evliyâdan. Ali Bey adında bir zâtın oğlu olup, “Uzun Dâvûd” ve “Dâvûd-i Mudurnî” diye tanınırdı. Doğum târihi belli değildir.

19 Haziran 2016 Pazar, 11:08
indir

Osmanlılar zamânında Mudurnu’da yetişen evliyâdan. Ali Bey adında bir zâtın oğlu olup, “Uzun Dâvûd” ve “Dâvûd-i Mudurnî” diye tanınırdı. Doğum târihi belli değildir.

Halvetî şeyhlerinden Seyyid Yahyâ-i Şirvânî’nin yüksek talebelerinden Şeyh Habîb’in sohbetlerine devâm edip, tasavvufun yüksek mârifetlerine kavuştu. Meczûb bir zât idi. Allahü teâlânın sevgisinden kendinden geçmiş haldeydi.

İsfendiyâroğlu Kızıl Ahmed adında bir zât, Şeyh Dâvûd’a bir mektup yazarak, tasavvuf talebeleri arasında pek mâlum, başkalarına ise mestûr (gizli) olan “Devâir-i hamse”den bahseden bir eser yazmasını ricâ etmişti. Şeyh Dâvûd da, onun ricâsını kabûl edip, devâir-i sülûktan yedi dâireyi açİklayan GülŞen-i Tevhîd adİnda bir kitap yazİp gönderdi. Bu eser, Arabca ve Türkçe Şiirlerle, tasavvufta cezbe, Allahü teâlânİn, sevdi?i bir kulu kendisine çekmesi ve sülûk, Allahü teâlânİn sevgisine u?raŞarak kavuŞma hâllerini anlatmaktadİr. Tasavvuf ehli arasİnda çok okunmuŞ ve uyulmuŞtur. Tasavvuftaki yüksek hakîkatleri anlatan kİymetli bir eserdir. Ayrİca halîfelerinden “KâŞifî” mahlaslİ bir Şâirin, Şihristânî’nin Milel ve Nihâl kitabİ tarzİnda, Tehzîb-ül-Akâid ve Müfîdet-ül-Fevâid isminde bir eseri de mevcuttur. Dâvûd-i Halvetî, 1507 (H. 913) senesinde Mudurnu’da vefât etti.

Dâvûd-i Halvetî hazretlerinin dostlarından biri şöyle anlatır: “Bâzı arkadaşlarımla Karaman diyârına seyahate çıkmıştık. Yolumuz susuz bir bozkıra uğradı. Susuzluk ve sıcak hava hâlimi perişân etmiş, helâk olayazmıştım. Bu hâlde iken, karşıdan bir kalabalık topluluk göründü. Onlarda su bulabilirim ümidi ile sevinmiştim. Yakınımıza geldiklerinde gördüm ki, meczûb bir derviş, zikrederek, Allah, Allah diyerek yürüyordu ve elinde su dolu bir ibrik taşıyordu. Bana doğru bakınca, elindeki ibriği havaya fırlattı. Havadan yere düştüğünde, o ânda harâretim geçiverdi. Bu zâtın kim olduğunu araştırınca, kâfilenin reisinin Şeyh Dâvûd ve meczûbun da, talebelerinden Şeyh Süleymân adında bir kimse olduğunu anladım. Hemen Şeyh’e koştum. Onun bu açık kerâmetini görünce, büyüklüğünü anlayıp ona talebe oldum.”

 

KERÂMET VE MENKÎBELERİ

DİLİ ÇÖZÜLDÜ

Şakâyik-i Nu’mâniyye kitabİnİn sâhibi Şöyle anlatİr: Do?du?um andan bülû? yaŞİna girinceye kadar dilim çözülüp konuŞamamİŞtİm. Birgün babam beni alİp, Şeyh Dâvûd’a götürdü ve benim bu hastalİktan bir an önce kurtulmam için duâ etmesini ricâ etti. Tâhâ sûresi 25-28’nci âyet-i kerîmelerinde meâlen; “Ey Rabbim! Benim gö?süme geniŞlik ver. İŞimi kolaylaŞtİr. Dilimden dü?ümü çöz. Böylece sözümü iyi anlasİnlar!” buyruldu?u gibi duâ etti. Kendi mübârek ağızlarından, benim ağzıma birşeyler okudu. Dilim hemen çözüldü. Evimize döndüğümde annemi görünce; “Anacığım, artık ben konuşuyorum.” diye seslendim.”

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>